Kara Kalpli Defter'den... - Ahmet Çabuk

Kara Kalpli Defter’den…

Mayıs 27, 2016 tarihinde paylaşıldı

Eylülün uzun hüzün saatleri, katmerli yalnızlıklar taşıyordu iki uzak yüreğe. Geri dönülmez adımların, kurşungeçirmez duvarların ötesine atıyordu. Zaten Eylül en yakışan mevsimdi bu ülkeye, en anlamlı mevsimdi. Sarıdan kırmızıya bütün yapraklar, vatandan kopan bir canı temsil ediyordu ağaçlardan düşerken. Ve her şey bir rüzgârın insafına kalmıştı, artık ne kadar sürüklerse…

Umut kalkıp camın önüne geldi, hem çok sevdiği hem de onu çok hüzünlendiren parka doğru çevirdi bakışlarını. Yere dökülmüş yapraklara baktı, öyle çoklardı ki parkın yüzeyini tamamen kaplamışlardı. Önce rüzgar olup uçurdu yaprakları sonra yaprak olup rüzgara karşı durdu. Boşluktaydı şu anda, yaprak gibi savruluyordu, hani bir dala tutunsa; dalı da kökünden koparacak kadar kuvvetliydi içindeki fırtına…

Kafasını yasladı pencereye, nefesinden buharlandı bir süre sonra alnına soğuk soğuk değen cam. Öyle daldı ki yapraklara, her kıpırdadıklarında içinden bir şeyin koptuğunu hissetti. Ellerini karnına bastırdı, kollarını önüne kavuşturup hepten ağırlığını verdi cama. Ağlıyor muydu yoksa gözlerini kırpmadan baktığı için mi gözleri yaşarmıştı bilmiyordu? Hangi geçmişi unutmalı, hangi sabaha uyanmalıydı? Hangi zamanı durdurup, hangi umuda tutunmalıydı? Adının Umut olması sanki ona kaderin bir cilvesi gibiydi, sık sık böyle düşünürdü. Nerde yanlış yapıyordu, neyi, niye yanlış yapıyordu? Dışarı kaçsa üstündeki yabancılığı atamıyor, evde kalsa hiçbir yere sığamıyordu. Gitmek mi zor, kalmak mı zor diye soruyordu hep kendine ve her defasında farklı cevap alıyordu. İçinde sürekli savaşan iki ordu vardı, birine aklı kumanda ederken diğeri kalbinin kontrolündeydi. Aklı, kıvrak hamleler yapıyor, beklenmedik anlarda vuruyor ve ağır kayıplar verdiriyor; kalbi ise canla başla mücadele ediyor, kaybetse de teslim olmuyordu. Biliyordu ki bu savaşın galibi yoktu, olmayacaktı. Hangi taraf kazanırsa kazansın kaybeden yine o olacak, kazanan bedel isteyecek, kaybeden bedel ödeyecekti. Esir düşen bedeniydi, bir o tarafa, bir bu tarafa satılıyordu. Alnına değen soğuktan olacak, aklı duraksamış, Bilge’ye olan duyguları harekete geçmişti. Özlemle bir iç geçirdi, burnunun direği sızladı, yüzü gelince gözlerinin önüne buruk bir tebessüm etti. Hiçbir yara iyileşmiyordu, belki alışılıyordu belki kabuk tutuyordu ama hiçbir yara iyileşmiyordu. Bitmeyecek bir hasretti bu, dinmeyecek bir özlem, geçmeyecek bir acıydı bu, sönmeyecek bir yangın… Elini kalbinin üstüne koydu bu kez, gözlerini kapattı, bunca şeye nasıl dayanıyordu, uykusuz kaldığı birkaç saat yeter miydi bunu telafi etmeye, gözlerindeki kızarıklık, yüzündeki bu çizgiler yeter miydi? Çünkü biliyordu, unutmak zamanın intikamıydı, hatırlamak ise aşkın…

Pencerenin altındaki parkı aydınlatan büyük sokak lambası göz kırptı bir kaç kere, uzaktan bir köpek uluması duyuldu, hiç nedeni yokken yağmur çiselemeye başladı. Mevsim ona bir daha cezbederken belli belirsiz şu sözler döküldü dudaklarından, içinden söylediğini zannediyordu, sayıkladığının farkında bile değildi;

Çalınmış saatler vaat etmedim sana,
Susturulmuş sözler
Ya da yasak şiirler vaat etmedim.
Giden umudun peşinden,
Kuşlar uçurdum gökyüzüne.
Sabrım bitti, tükendi;
Gelmiyorlar…
Kışa yürüsün mevsim,
Ben hep eylüldeyim,
Bilmiyorlar…
Ahmet Çabuk
(Kara Kalpli Defterden bir bölüm)

Yorum Yaz

Facebook Sayfası

Seslendirilen Eserler



BÜLTEN ABONELİĞİ

SOSYAL MEDYA